Sanal Kişiliksizlik

Gerçek hayatta kendini ifade edemeyen içe kapanık kimseler, sosyal ağlarda kendilerini çevresine gösterme gayretine girmekte ve sosyalleşmeye yönelik arayışlarını sanal medya ile bastırmaya çalışmaktadırlar.

15 Kasım 2014

Bir araştırma yapılsa ve dense ki “Son günlerin en çok ilgi duyulan on kelimesi nedir?” Hiç tereddüt etmeden “Facebook, Twitter ve Sanal Medya” kelimelerinin ilk onda yer aldığını söyleyebilirim. Peki, bu kelimeler “Kişinin ya da toplumun gerçek ihtiyaçlarını ne kadar karşılayabiliyor?” diye sorulsa sanırım hiçbiri ilk ona giremez.  Yazımızda ihtiyaçlarımız ve ilgi alanlarımız arasındaki bu çelişkiyi iki kelime “bilinçsizlik” ve “sorumsuzluk” ile kapatacağız. Çünkü asıl işlemek istediğimiz konu bu çelişkinin içindeki çelişki. Yani sanal medya dediğimiz Facebook ve Twitter’daki insan davranışlarının çelişkisini inceleyeceğiz.

İnsanların davranışları belli bir amaca yöneliktir ve insanlar doğdukları andan itibaren “hayatın içinde var olma” ihtiyacı içindedirler.  Her insan için “var olma” ihtiyacının ifadesi ve hayat beklentisi farklıdır. Ancak çoğunluk açısından bu ihtiyacın karşılanması itibar sahibi olma, başarıyı yakalama, kendi kendine yeterli olma ve başkalarınca benimsenip tanınma yoluyla gerçekleşmektedir.

Sanal medyanın ortaya çıkış amacında “kişinin var olma çabası” ilk zamanlar belirgin bir şekilde dikkat çekmemekteydi. Mesela, Facebook’un ilk sloganı “ilkokul ve asker arkadaşlarımızı bulmak” yönündeydi. Ve bu sayede bizler, iletişim kurmak istediğimiz ve o an için irtibatta olmadığımız kişileri kolaylıkla bulduk. Onlarla yeniden iletişim kurmanın verdiği mutluluğu yaşadık. Bu mutluluğu yaşamak isteyenler günbegün arttı. Bu ilgi Facebook yöneticilerinin de hoşuna gitmekle birlikte doyuma ulaştığında ilginin kaybolacak olması onları, insanları kendilerine bağlayacak yeni şeyler üretmeye zorladı. İletişimin sadece kişilerden haberdar olmakla gerçekleşmeyeceğini duygu, düşünce ve bilgilerin aktarılması gerektiğini ifade ettiler. Bizde önce ne düşündüğümüzü, sonra attığımız her adımı haber veren albümleri paylaştık. Şimdilerde ne hissettiğimizi de paylaşır olduk. Bu paylaşımda o kadar ileri gittik ki geçenlerde bir arkadaşım listesinde ekli olan birinin, kendisine “Şuan itikâftayım ve namaza duracağım.” diye tweet attığından bahsediyordu. Doğruluğunu onaylatmaya fırsat olmadı ama ümit ediyorum ki espri olsun diye söylenmiş bir cümledir. Çünkü itikâf herkesle iletişimin tamamen koparılması ile gerçekleşen bir ibadet. Bunun çoğunluğu kapsamayan uç bir örnek olduğunu kabul ediyorum. Tabii ki herkes için bu kadar değil ama genellikle “Ben buradayım.” demenin telaşı içinde olduk. Diğerleri tarafından fark edilmek, farkında olunmak istedik. Yani bunun temelinde “var olma” ihtiyacımızın “ Evet, sen varsın; senden haberdarız  ve seni takip ediyoruz.”  denilmek suretiyle karşılanmasını istedik. Facebook’a giren kişilerin ilk baktıkları yerin bildirimler (beğeni ve yorumların bulunduğu bölüm) olmasının sebebi de bu yüzdendir. Twitter’da takipçi sayısının ve retweetlerin (kendi yazdıklarının paylaşılması) önemli görülmesinin temelinde de yine bu gaye vardır.

Günümüzde sanal medyayı kullanmanın kişinin konumuna göre insani bir ihtiyaç olduğu doğru olabilir ve insanın ihtiyaç olan şeyi kullanması kadar doğal bir davranış da olamaz. Ancak insanın ihtiyaç fazlası gıda tüketmesi nasıl ki dengeyi bozuyor ve sağlık sorunlarına sebep oluyorsa bu durumunda ihtiyaç fazlası kullanılması zihnî dengeyi bozmakta ve insanın ruh sağlığına zarar vermektedir. Özellikle ergenlerin bilinçsiz kullanımları, sosyal ağları bir sosyalleşme aracı olmaktan çıkarıp daha ağır psikolojik sorunlara neden olan bir araç hâline getirmektedir. Sanal medya ve sosyal ağlar uzun süreli ve aşırı bir şekilde kullanıldığında kişi üzerinde narsist eğilimlerin baş göstermesine sebep olmaktadır. Narsistik eğilim, bir kişilik bozukluğu olduğundan bu tip narsist kimseler sürekli ilginin kendi üzerlerinde olmasını isteyip diğer insanlara karşı aşağılayıcı ve egoist bir tavır içerisine girmektedirler. Sanal medyanın insan üzerinde oluşturduğu “paylaştığı her şeyin beğenilmesi güdüsü” bencil eğilimlere sebep olmakta ve kişi günlük hayatında da sürekli takdir edilmeyi, beğenilmeyi çevresindeki insanlardan beklemektedir.

Bu ağların isminde her ne kadar sosyal ağ, sosyal paylaşım gibi ifadeler kullanılsa da ihtiyaç fazlası kullanım tamamen asosyal kişiliklerin oluşmasına yol açmaktadır. Çünkü sosyallik insanlarla gerçek hayatta iletişime geçmekle kazanılabilinecek bir özelliktir. Şair SWIFT’in “Dolu olup olmadığını anlamak için her şişeye parmağını sok. En emin yol budur. Çünkü hiçbir şey dokunmanın yerini tutamaz.” ifadesi bunu çok güzel açıklamaktadır. Diğer yandan gerçek hayatta kendini ifade edemeyen içe kapanık kimseler, sosyal ağlarda kendilerini çevresine gösterme gayretine girmekte ve sosyalleşmeye yönelik arayışlarını sanal medya ile bastırmaya çalışmaktadırlar. Kişi, gerçek hayatta yapamayacağı birçok davranışı sosyal ağlarda yapma arayışına girmektedir. Bu ise onları gerçek hayattan daha da soyutlayıp sosyal ağlara bağımlı bir kişilik kazanmalarına sebep olmaktadır. Meramımı daha iyi anlatmak için bir danışanımın hayat hikâyesinden yardım almak istiyorum:

Şöyle ki içine kapanık ama zekâ seviyesi gayet iyi olan bir danışanım ailesinin zoru ile üniversiteyi kazanmış ve istemediği halde kaydını yaptırmıştı. Ancak üniversite ortamında insanlarla iletişim kurmak zorunda olması ve derslerin onu sosyalleşmeye zorlaması sebebiyle kaydını dondurmuştu. Bu danışanımı sosyal ağ üzerinden de tanıyordum. Hani derler ya “gözlerimle görmesem inanmam” diye, aynen o türden bir danışanımdı. Çünkü bu kadar içine kapanmış ve asosyalliği seçmiş bir insanın sanal medyada Türkiye çapında takip edilen biri olduğuna ve paylaşımlarının sosyal ağlarda zirveye oynadığına insanın görmeden inanması kolay olmasa gerek. Ancak şu ilginç ayrıntıyı da ifade etmek istiyorum. Sanal medyada o kadar etkin olmasına rağmen gerçek ismini ve kendi resmini hiç paylaşmadı. Daha ilginç olansa şu, sanal medyada kendi ismi ve resmi ile de ayrı bir kimliği vardı ama onu incelediğimde normal hayattaki içine kapanıklığını aynen yansıttığına şahit olmuştum.  Zamanla sosyal ağlarda ne kadar aktifleşti ise normal hayatta o kadar içine kapandı.

Öncesinde de ifade ettiğimiz gibi ihtiyaç kadar kullanıldığında faydası olan bu sistemin aşırı kullanımında internet bağımlılığına, öğrencilerin ders notlarında düşüşe hatta çalışanların iş veriminin azalmasına yol açtığı da gözlemlerin arasındadır. Yine toplantılarda e-postaları kontrol eden, dersin ortasında tweet atan, çoğu zaman uykuya dalana dek elinden telefonları düşürmeyenlerin sayısı gittikçe artıyor. Her geçen gün daha çok insan tarafından ve daha fazla kullanılmaya başlanan bu iletişim tarzı insanı dostlarından, ailesinden ve çalışma arkadaşlarından giderek koparıyor. İnsanların, teknolojiden beklentileri artarken yakınlarından bekledikleri azalıyor. Özellikle aileler de ihmal edilen ve sosyal ortamların sağladığı imkânlarla kolay aldatılan eşlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bunun sonucu aileler de huzursuzluk ve boşanmalar fazlaca görülmeye başlanıyor.

Bütün bu çelişkili süreçleri psikoloji biliminin farklı kavramları ile açıkladığımızı varsayalım. Ya şu sanal âlemdeki çok kişilikliliğe ne demeli? Buna çok kişiliklilik değil de “kişiliksizlik” desek daha mı doğru olur? Mesleğim gereği insanlar bazen eşinin dahi bihaber olduğu sırlarını benimle paylaşıyorlar. Tabii sanal medyada neler yaptıklarından da bahsediyorlar. Örneğin toplumdaki kişiliğine baktığımızda “Böyle bir şeyi onun yaptığını gözümle görsem inanmam.” diyeceğimiz veya kullandığı sanal kimliğin ona ait olduğuna kimseyi inandırmayacağımız durumlar o kadar çok ki. Bunun adı “sanal kişiliksizlik” değilse nedir? İnsanı tanımak, onu anlamak o kadar zor ki muhterem okuyucu. Bırakalım başkasını, bazen kendimizi bile tanımakta ve anlamakta ne kadar zorlanıyoruz değil mi? Gerçek kimlik ve kişiliğimize sahip çıkabilmemiz temennisiyle…

Abdulaziz YILMAZ

Psikolog

http://www.facebook.com/ psikohekim

htttp://www.twitter.com/ psikohekim

psikohekim@gmail.com

trtradyo1
Bizi Takip Edin

Bu habere yorum yap